Düşünce Özgürlüğünü Kullanabilmek Ya da Kullanamamak
Milletin vekili kendine tanınan özgürlüğü kullanmasını bilmiyor. Bununla da kalmıyor yumruk yumruğa kavga. Mevzu; ortak dil tartışması. Bir tarafta DTP'li -diğer tarafta CHP'li vekil. İtiraz eden taraf DTP, yakındıkları konu: Neden? İngiliz konuk İngilizce konuşuyor da biz Kürtçe konuşamıyoruz mecliste. Alsana yanlış örnek! Konuk Türkçe bilmediği için mecburen Türkçe konuşuyor. İşlerine gelmediği için bunu kavrayamıyor vekil. Çünkü yanlı davranıyor. CHP'li vekilde başka açıdan yaklaşıyor olaya, diyor ki: Televizyon karşısındaki vatandaşımız nasıl anlayacak konuşmayı. Meclisin tutanaklarına geçen konuşmalar sonra nasıl izah edilecek millete. tarihe karşı da bir sorumluluğumuz var! diyor. Yaklaşım yerinde. Sonrası malum. Kavga, dövüş, formaliteden barışma... Bu hava içerisinde -akabinde bütçe görüşmelerine devam... Anlayamadığım bir sorun var ortada. Hani düşünce özgürlüğü demokrasinin temel ilkesiydi. Hani yasak konulmayacaktı fikirlere. Şeffaf, açık bir toplum olacaktık Güneri Civaoğlu'nun deyimiyle. Arkadaşlar bizde ipin ucu kaçıyor. Kaçınca ipin ucu iş nereye varacak peki. Bugün ortak dili reddeden kafaların, yarında da eyalet sistemini isteyecekleri yere. Orası sınırsız düşünce özgürlüğünün tanındığı yer onlar için... Ve bir ritüelin tekrarında işte olanlar...
Bir hakkı kazanmanın yanında o hakkı kullanabilmeyi öğrenmekte büyük bir iş. Biz bunu öğrenemedik -gerçekten samimi olarakta öğreten olmadı topluma. Düşüncelerinden dolayı hapislerde yatmış bir ülkenin çocukları olarak güç bela elde ettiğimiz bu hakkı kullanmayı beceremiyrouz. Sonra her kafadan bir ses. Gelde dinle bu rezil senfoniyi!...







