Bu Kan Kurumaz!
Gazeteci ölümleri bir ülkede son bulmuyorsa! O ülkede hala rejime ilişkin bir takım engeller oluşturmaya-rejimin gelişmemesi için önüne setler çekmeye çalışan bir zihniyet var demektir. Bu genel tanımdan parça bütün ilişkisine baktığımızda Türkiye de bütüne dahil oluyor. Örnek vermek gerekirse; İtalya da mafya-devlet ilişkisi= toplumda ve tarihte derin izler bıraktı. Kötü bir örnek olarak; kanser gibi bütün dünya devletlerine bir anda dağıldı. Bir iç operasyon gerçekleştirilmeye girişti birçok devlet kendi bünyesinde. Köstebekler arandı durdu hep 1990’lı yılların başından itibaren…Ve bu olayların ışığında 24 Ocak’a yaklaştık. Daha önceki faili meçhul cinayetlerin kanı kurumamışken; Uğur Mumcu cinayeti gerçekleşti 1993’ün 24.Ocak gününde. Arkasından Hrant Dink olayı. Gelişmelere- olaylar sonucu oluşan tepkimelere baktığımızda; birkaç yürekli gazetecinin halka sadece gerçekleri aktarmak isterken, nelerle karşı karşıya kaldıklarını [bunun içinde ırkçılık, dinden kaynaklanan etnik ayrımlarında olduğunu] bize gösteriyor.
Sadece doğru habere ulaşıp, kurum ve kişi gözetmeksizin gerçekleri yazmak. Canı pahasına ülke gerçeklerini savunmak. Göze alınacakların içinde en zoru; ölümü göze almak. Dünya da bu kadar işlenen “adi” suç varken; en büyük ceza hala düşüncelerinden dolayı “özgürlüğü” savunan aydınlara düşüyor. Ve toprağa düşen her aydınımızda kurumayan bu kan bir kez daha tazeleniyor. İşte bu yüzden arkadaşlar; Bu kan kurumaz!







